<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Master Haber: Haber, Haberler, Haberleri, Son Dakika Haber &#45; : SAĞLIK</title>
<link>https://masterhaber.com/rss/category/Saglik</link>
<description>Master Haber: Haber, Haberler, Haberleri, Son Dakika Haber &#45; : SAĞLIK</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Copyright 2024 Master Haber &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Yargıdan &amp;apos;Friedreich ataksisi&amp;apos; hastaları için ilaç kararı</title>
<link>https://masterhaber.com/yargidan-friedreich-ataksisi-hastalari-icin-ilac-karari</link>
<guid>https://masterhaber.com/yargidan-friedreich-ataksisi-hastalari-icin-ilac-karari</guid>
<description><![CDATA[ Sinir sisteminde ağır hasara yol açan &#039;Friedreich ataksisi&#039; tanısı alan hastalar, tedavi için kullanmaları gereken 2 milyon lira değerindeki ilacın SGK tarafından karşılanması için Türkiye&#039;nin farklı kentlerinde 31 hasta için ayrı ayrı dava açıldı. Davalardan 27&#039;sinde söz konusu ilacın SGK tarafından karşılanmasına karar verildi, 4&#039;ü ise devam ediyor. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_67139561295da.jpg" length="64409" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Oct 2024 14:01:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>Yargıdan, Friedreich, ataksisi, hastaları, için, ilaç, kararı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Denge bozukluğu ve bacaklarda kaybolan kaslardan kaynaklı yürüyememe, konuşamama, görme bozukluğu gibi geniş bir semptom yelpazesine sahip olan 'Friedrich ataksisi' genetik ve ölümcül bir hastalık. Küçük yaşlarda tanı alan hastalarda semptomlar, 20 yaşından sonra ağırlaşıyor. 'Friedreich ataksisi' tanısı alan hastalar, tedavi için kullanmaları gereken 'yurt dışından getirilen ve kutusu 2 milyon lira değerinde olan ilacın SGK tarafından karşılanması için yargıya başvurdu. Türkiye'nin farklı kentlerinde 31 hasta için ayrı ayrı açılan davalardan 27'si sonuçlandı, 4'ü ise sürüyor. Yargı, 27 davada da ilacın SGK tarafından karşılanmasına karar verdi.</p>
<p><strong>'YILLARDIR MUCİZE İSTEDİM'</strong></p>
<p>İlk dava şubat ayında Hatay'da 6 yaşından bu yana hastalıkla mücadele eden ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde gördüğü tedavi kapsamında ilk aşamada ilaçtan 6 kutu reçete edilen Mert Günal (24) için açıldı. Tekerlekli sandalyede yaşamını sürdüren Mert Günal için Ankara 25'inci İdare Mahkemesi'nde açılan davada, söz konusu ilacın SGK tarafından karşılanması kararı verildi. Mahkeme, Anayasa'nın 'Sosyal bir hukuk devleti', 'Herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme', 'Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması', 'Sosyal güvenlik hakkı' maddelerini hatırlatarak, hastanın ilacı kullanmaması halinde yaşamının tehlikeye gireceğine dikkat çekip, SGK'nın dava konusu işleminin iptaliyle tedavi boyunca kesinti yapılmadan ilacın karşılanmasına hükmetti. Mert Günal, kararın ardından ağustos ayında yurt dışından getirilen ilacı kullanmaya başladı. Günal'ın annesi Aynur Günal, "Yıllardır bir buluş çıksın diye mucize istedim. İşte o an geldi, ilacımıza kavuşmanın mutluluğu tarifsiz. Sevinçten hem ağlıyor hem gülüyor, iki duyguyu birden yaşadık" dedi.</p>
<p><strong>DİĞER DAVALARDA DA AYNI KARAR</strong></p>
<p>Ankara 41'inci İş Mahkemesi'nde Gürsel Yılmaz, Yaşar Bay, Selen Soba, Mert Özcan, Simge Soba, Ankara 17'nci İş Mahkemesi'nde Dilan Temiz, Şevval Yılmaz, Erdinç Asil, Ankara 18'inci İdare Mahkemesi'nde Meryem Beste Bozkurt, Ankara 61'inci İş Mahkemesi'nde Nilay Sezen Gazi, Merve Gündüz, Zafer Oruç, Ankara 14'üncü İdare Mahkemesi'nde Zehra Erdem, Ankara 8'inci İş Mahkemesi’nde Kardelen Özkan, Arda Ege Oturak, Ankara 25'inci İş Mahkemesi'nde Selma Şan, Gülsüm Turan, Ankara 62'nci İş Mahkemesi'nde Ayşegül Çetin, Ankara 37'nci İş Mahkemesi'nde Elif Aslan, Ankara 50'nci İş Mahkemesi'nde Ayşe Çakmakçı, Betül Eroğlu, Sevda Oğuz, Mustafa Sarıbaş, Ankara 33'üncü İş Mahkemesi'nde Handan Asil, Ankara 5'inci İş Mahkemesi'nde Dursuncan Akçiçek, Ankara 3'üncü İş Mahkemesi'nde Hatice Günay için açılan davalarda da aynı karar verildi.</p>
<p><strong>'MAHKEME 1 GÜNDE KARAR VERDİ'</strong></p>
<p>Günal ailesinin avukatı Berkay Özdemir, 'Friedreich ataksisi' hastalığının ölümcül olduğunu belirterek, "Bu hastalığın dünyadaki tek tedavisi 'omaveloxolone' etken maddeli ilaçtır. Bu ilacın da kutusu ne yazık ki, 59 bin dolardır ve SGK tarafından ödenmemektedir. Buna karşı Türkiye'deki ilk dava tarafımızca açıldı. 14 Şubat tarihinde açılan davada yürütmenin durdurulması kararı alındı. Bu mahkeme kararına istinaden ilacın siparişi verildi. 29 Ağustos tarihinde Türkiye'ye ilaç giriş yaptı. 3 kutu ilaç ilk etapta kendisine gönderildi. Reçetedeki kutu oranına göre devamında yeniden dava açmaksızın ilaca ücretsiz şekilde erişim sağlayacak. Artık bu hastalarımız ilaçlarına ücretsiz bir şekilde kavuşabiliyorlar. Şu an verilen siparişlere binaen 6 hastanın ilacı Türkiye'ye geldi ve ilaçlar kullanılmaya başlandı. Müvekkilimiz Mert Günal için açtığımız davada, Ankara 25'inci İdare Mahkemesi bir aciliyet olduğunu fark ederek bir gün içinde yürütmenin durdurulması kararını verdi. Dava sonucunda da ilacın SGK tarafından ücretsiz karşılanması kararını verdi" diye konuştu.(DHA)</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Madde bağımlılığıyla mücadele eden ergenlerin tedavisinde ailenin önemli bir rolü var&amp;apos;</title>
<link>https://masterhaber.com/izmir-madde-bagimliligiyla-mucadele-eden-ergenlerin-tedavisinde-ailenin-oenemli-bir-rolu-var</link>
<guid>https://masterhaber.com/izmir-madde-bagimliligiyla-mucadele-eden-ergenlerin-tedavisinde-ailenin-oenemli-bir-rolu-var</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği İdari Sorumlusu Uzman Doktor Başak Bağcı, madde bağımlılığıyla mücadele eden ergenlerin tedavisinde ailenin önemli bir rolü olduğunu belirterek, Sadece ergenle değil aileyle de çalışıyoruz. Çünkü ailenin de bağımlılığın nasıl bir şey olduğunu bilmesi ve bağımlı bir bireye nasıl yaklaşması gerektiğini öğrenmesi lazım. Çok sık çatışmalı bir ortam maddeye geri dönüşü kolaylaştırabiliyor dedi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_67139a070f239.jpg" length="62843" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Oct 2024 14:01:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>İZMİR, Madde, bağımlılığıyla, mücadele, eden, ergenlerin, tedavisinde, ailenin, önemli, bir, rolü, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>Uzmanlar, Türk sanat müziği sanatçısı Umut Akyürek'in, kızı Melek Bal Ertuğrul'un (19) madde bağımlısı olduğunu ve psikolojik sorunlar yaşadığını anlatıp yardım çağrısında bulunmasının ardından, ergenlerde bağımlılık tedavisi üzerine uyarılarda bulundu. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği İdari Sorumlusu Uzman Doktor Başak Bağcı, bağımlılığın genetik, çevre ve bireyin yaşam deneyimleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içeren, tedavi edilebilir, kronik tıbbi bir beyin hastalığı olduğunu ifade etti. Bağımlılık tanısı almış olan bireylerin çoğunun madde kullanımına ergenlik döneminde başladığını dile getiren Bağcı, Kişiyi bağımlılık sürecine götüren risk faktörleri veya bu süreçten koruyan faktörler var. Genetik altyapı, kişilik örgütlenmesi, toplumsal özellikler, aile dinamikleri, çevre ve arkadaş ortamı gibi bazen risk teşkil eden bazen koruyucu olabilen faktörler bulunuyor. Ergenlik dönemi, beyin gelişiminin devam ettiği, risk alma davranışlarının fazla olduğu bir dönemdir. Ergenlikte risk alma davranışları açısından ailenin, okul ve arkadaş çevresinin çok önemli bir rolü var. Ergenlik döneminde madde deneyenler olabiliyor. Bu durum erken fark edildiği takdirde bağımlılık sürecine gitmeyebilir. Ailenin çok uyanık olması gerekir. Ebeveynlerin çocuğunun nerede olduğunu bilmesi, arkadaş ortamını tanıması ya da sıkıntısı olup olmadığını gözlemlemesi çok çok önemli. Yapılan çalışmalarda da çocuğunun akşam nerede olduğunu ya da hangi arkadaşlarla beraber gezdiğini bilen, duygu durumundan haberdar olan ailelerin çocuklarında bağımlılık görülme olasılığının çok düşük olduğu ortaya çıkmıştır diye konuştu.</p>
<p></p>
<p><strong>'HER BİREYİN BAĞIMLILIK SÜRECİ FARKLI İLERLEYEBİLİR'</strong></p>
<p>Doktor Bağcı, okulun ergenler için koruyucu bir faktör olduğunu anlatarak bu dönemdeki gençlerin spor faaliyetleri ve çeşitli hobilere yönlendirilebileceğini açıkladı. Tedavi süreçleri hakkında bilgi veren doktor Bağcı, sözlerine şöyle devam etti18 yaş altındaki bireyler için madde kullanımı fark edildiğinde hemen çocuk psikiyatri uzmanıyla görüşmek gerekiyor. Bir kişide madde bağımlılığı oluştuysa okul, toplum veya aile içi ilişkileri bozulur. 18 yaşından büyükse iş yerinde sorun yaşayabilir daha küçükse okuldan uzaklaşmalar gözlenir. Ders başarısı düşebilir, suça karışabilir. Her bireyin bağımlılık süreci farklı ilerleyebilir. Önemli olan kişilerin madde ile tanışmasını önleyebilmektir. Çünkü, bağımlılık oluştuktan sonra iyileşme süreci ömür boyu devam edebilmekte. Bu noktada da 18 yaş üstündekiler Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Araştırma Merkezi'nden (AMATEM), 18 yaş altındakiler için ayaktan veya yatarak hizmet veren Çocuk Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi'nden (ÇEMATEM) destek alabilir. Bağımlı bireyler bazen bize aileleri aracılığıyla, bazen adli süreçler nedeniyle, bazen de kendileri gelebiliyor. Kişinin tedavi sürecindeki motivasyonu ve iş birliği yapması işlerin daha yolunda gitmesine sebep oluyor. Diğer türlü süreç biraz daha zor ilerleyebiliyor. Tedavi süreçlerinde önemli olan, kişiyi topluma tekrar kazandırabilmek, maddeye geri dönüşü engelleyebilmektir. Bağımlı bir kişinin hayatından maddeyi çektiğiniz zaman büyük bir boşluk oluşuyor ve onun yerine ne koyacağını bilemeyebiliyorlar. Kişinin iyileşebilmesi için sadece madde kullanımını bırakmasına odaklanmak yeterli değildir. Bireyin iyilik halinin sürmesi için tedavinin çok yönlü olarak ele alınması, sorunlarının kapsamlı olarak incelenmesi ve rehabilitasyon süreci ile desteklenmesi gerekmektedir.</p>
<p></p>
<p><strong>'AİLEYLE DE ÇALIŞIYORUZ'</strong></p>
<p>Bağcı, ailenin tedavi sürecindeki önemine değinerek, Tedavi ayaktan da devam edebilir, ergenin yatması da gerekebilir. Bu durumda sadece ergenle çalışmıyoruz, aileyle de çalışıyoruz. Çünkü ailenin de bağımlılığın nasıl bir şey olduğunu bilmesi ve bağımlı bir bireye nasıl yaklaşması gerektiğini öğrenmesi lazım. Çok sık çatışmalı bir ortam maddeye geri dönüşü kolaylaştırabiliyor. Bu bireyden bireye aile ortamı ve ailenin özelliklerine göre de değişebilir. Fakat biz her durumda aileyi de aslında o tedavi içine dahil ediyoruz diye konuştu. Bağcı, bağımlılık tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde birçok kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı. (DHA)</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Dengeli beslenmeyle sonbahar hastalıklarından korunmak mümkün&amp;apos;</title>
<link>https://masterhaber.com/dengeli-beslenmeyle-sonbahar-hastaliklarindan-korunmak-mumkun</link>
<guid>https://masterhaber.com/dengeli-beslenmeyle-sonbahar-hastaliklarindan-korunmak-mumkun</guid>
<description><![CDATA[ Sonbahar hastalıklarından korunmak ve bağışıklık sistemini güçlü tutmak için beslenme düzenine dikkat edilmesi gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Rabia Deniz Göktürk, “C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Günde en az 2 litre su içmek, protein, karbonhidrat ve yağ dengesine dikkat ederek çeşitli ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak önemlidir. Öğün atlamadan, düzenli aralıklarla beslenmek, kan şekerini dengede tutar ve enerji seviyesini korur” dedi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_670f694a1e731.jpg" length="51400" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 10:00:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>Dengeli, beslenmeyle, sonbahar, hastalıklarından, korunmak, mümkün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Dr. Rabia Deniz Göktürk, sonbahar hastalıkları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p></p>
<p><strong>SONBAHARDA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR</strong></p>
<p></p>
<p>Sonbahar mevsiminde hava ısısında meydana gelen ani değişikliklerle bazı bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığının arttığını işaret eden Uzm. Dr. Göktürk, sonbahar mevsiminde sık görülen hastalıkları şu şekilde sıraladı:</p>
<p></p>
<p>“Soğuk algınlığı/ nezle: Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte soğuk algınlığı/nezle vakaları artar. Nezle başta rhinovirüsler olmak üzere birçok virüsün yol açabildiği, halsizlik, burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteren, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalık olup soğuk algınlığı olarak da bilinir.</p>
<p></p>
<p>Grip: Influenza virüslerinin yol açtığı bir solunum yolu enfeksiyonudur. Sonbahar ve kış aylarında daha yaygındır ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir Virüsün 3 tipi vardır. Tip A insanlar, domuzlar ve kümes hayvanlarında, Tip B sadece insanlarda hastalık yapar. Tip C ise insanlarda çok hafif belirtilere yol açar. Sıklıkla ani başlayan yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığı ile kendini gösterir. Tedavide ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi, istirahat ve iyi beslenme önem taşır. Viral bir hastalık olduğu için antibiyotik önerilmez, antiviral ilaçlar başlanabilir. Hastada orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi bir sekonder enfeksiyon, komplikasyon olarak gelişmişse antibiyotik tedaviye eklenebilir.</p>
<p></p>
<p>Tonsilit (bademcik enfeksiyonu): Özellikle çocuklarda sık görülür. Virüs veya bakteriyel kaynaklı olabileceği için etkene göre tedavi şekli değişir. Yüksek ateş, boğaz ağrısı-yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesi şeklinde belirti verebilir</p>
<p></p>
<p>Farenjit ve larenjit: Boğaz ve ses tellerinin enfeksiyonları da viral veya bakteriyel kaynaklı olabilir.</p>
<p></p>
<p>Sinüzit: Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabıdır, genellikle baş ağrısı ve burun tıkanıklığı ile seyreder.</p>
<p></p>
<p>Bronşit ve zatürree (Pnomoni): Alt solunum yolllarına ait olan bu hastalıklar da sonbaharda artış gösterir. Ateş, öksürük, balgam, hırıltılı solunum, göğüs ve sırt ağrısı gibi belirtilerle seyreder. Enfeksiyon etkenine göre uygun ilaç tedavisi ve semptomatik rahatlatma sağlayacak ilaçlar tedavide tercih edilir.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>ANİ HAVA DEĞİŞİMLERİNE DİKKAT</strong></p>
<p></p>
<p>Ani hava değişikliklerinin çeşitli hastalıkları tetikleyebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Göktürk, “Hızlı sıcaklık değişimleri, vücudun uyum mekanizmasını zorlayarak bağışıklık sistemini zayıflatır ve bu da yukarıda adı geçen bazı bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan bazı hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu hastalıklardan korunmak için mevsim geçişlerinde dikkatli olmak, uygun giyinmek ve bağışıklık sistemini güçlü tutmak önemlidir. Sonbaharda artan hava kirliliği, solunum yolu hastalıklarının riskini arttırabilir. Havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması nedeniyle, virüslerin yayılma riski artar. Düzensiz beslenme ve yetersiz uyku, bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde sonbahar mevsiminde daha fazla hastalık gelişir. Astım, diyabet gibi kronik hastalıkları olan kişilerde sonbaharda solunum yolu enfeksiyonu gelişme sıklığı artar. Sonbaharda sık görülen hastalıklarda bazı belirtiler hastayı doktora getirecek kadar ciddi olabilir ve bu durumlarda vakit kaybetmemek önemlidir. Erken müdahale, hastalığın ilerlemesini ve komplikasyonları önleyebilir” dedi.</p>
<p></p>
<p><strong>UZMAN HEKİME DANIŞILMASI GEREKEN DURUMLAR</strong></p>
<p></p>
<p>Uzm. Dr. Göktürk, doktora gitmeyi gerektirecek durumları ise şöyle paylaştı:</p>
<p></p>
<p>Soğuk algınlığı ve grip: 38°C’nin üzerinde ve düşmeyen ateş, şiddetli baş ağrısı, nefes darlığı ve/veya göğüs ağrısı olması, belirtilerin uzun sürmesi.</p>
<p></p>
<p>Sinüzit: göz çevresi, yüz ve alın bölgesinde şiddetli ağrı, göz çevresinde şişlik ve kızarıklık, yüksek ateş.</p>
<p></p>
<p>Bronşit: nefes darlığı, kanlı balgam, uzun süreli öksürük.</p>
<p></p>
<p>Alerjik rinit ve astım: nefes almakta zorlanma, göğüste sıkışma hissi ve hırıltılı solunum.</p>
<p></p>
<p>HİJYEN KURALLARINA DİKKAT EDİLMELİ</p>
<p></p>
<p>Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan korunmak için dikkat edilmesi gerekenlere değinen Uzm. Dr. Göktürk, “Elleri en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkamak, mikropların yayılmasını önler. Su ve sabun bulunmadığında alkol bazlı el dezenfektanları kullanılabilir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapmak, bağışıklık sistemini destekler. Stres, bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Rahatlatıcı hobiler edinilebilir. Uykunun yeterli alınması bağışıklık sistemini güçlü tutar. Sigara, bağışıklığı olumsuz etkilediğinden, sigara kullanımına son verilmelidir. Salgın dönemlerinde başta olmak üzere kalabalık yerlerde bulunmaktan kaçınmak, kalabalık ortamda bulunulduğunda ise hastayken veya hasta kişilerle temas edilecekse maske kullanmak önemlidir. Özellikle risk grubundaki (yaşlı hastalar, kronik kalp ve akciğer hastalığı olanlar, transplant hastaları, kanser hastaları) hastalar başta olmak üzere grip aşısı yapılması ciddi komplikasyonları önler” ifadelerini kullandı.</p>
<p></p>
<p><strong>BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİREN ETKENLER</strong></p>
<p></p>
<p>Sonbahar hastalıklarından korunmak ve bağışıklık sistemini güçlü tutmak için beslenme düzenine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Göktürk, “C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Turunçgiller (portakal, mandalina, limon), kırmızı biber, brokoli ve kivi gibi C vitamini açısından zengin besinler sık tüketilmelidir. Kabak çekirdeği, badem, ceviz ve deniz ürünleri gibi çinko açısından zengin besinler, bağışıklık hücrelerinin fonksiyonlarını artırdığından sık tüketilmesi önerilir. Havuç, balkabağı ve ıspanak gibi beta-karoten ve A vitamini içeren besinler, bağışıklık sistemini destekler. Ev yapımı yoğurt, kefir ve fermente gıdalar, bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklığa katkıda bulunur. Nar, yaban mersini, üzüm ve yeşil çay gibi antioksidan açısından zengin besinler, vücudu serbest radikallere karşı koruyarak bağışıklığı destekler. Günde en az 2 litre su içmek, protein, karbonhidrat ve yağ dengesine dikkat edecek şekilde çeşitli ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturulması önemlidir. Öğün atlamadan, düzenli aralıklarla beslenmek kan şekerini dengede tutar ve enerji seviyesini korur. Şeker ve işlenmiş- paketli gıdalar, bağışıklık sistemini zayıflatır. Bu tür gıdalardan kaçınarak daha doğal ve besleyici gıdalar tercih edilmelidir” dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Endoskopik cerrahi ile bel fıtığı operasyonundan 3 saat sonra yürümek mümkün’</title>
<link>https://masterhaber.com/endoskopik-cerrahi-ile-bel-fitigi-operasyonundan-3-saat-sonra-yurumek-mumkun</link>
<guid>https://masterhaber.com/endoskopik-cerrahi-ile-bel-fitigi-operasyonundan-3-saat-sonra-yurumek-mumkun</guid>
<description><![CDATA[ ANKARA, (DHA)- BEYİN ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Timur Yıldırım, endoskopik cerrahi yöntemin her bel fıtığı hastasına uygulanabileceğini söyleyedi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_670a514edcdee.jpg" length="72734" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 13:28:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>‘Endoskopik, cerrahi, ile, bel, fıtığı, operasyonundan, saat, sonra, yürümek, mümkün’</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- BEYİN ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Timur Yıldırım, endoskopik cerrahi yöntemin her bel fıtığı hastasına uygulanabileceğini söyleyerek “Bel fıtığında son dönemde uygulanmaya başlayan yöntemlerden endoskopik cerrahide, 7 milimetrelik bir kesi ile çevre anatomik dokulara çok zarar vermeden, sağlıklı kasların arasından güvenli bir şekilde omurganın hastalanan bölgesine ulaşıyoruz. Bu yöntem, kanama miktarında azalma ve çok daha anatomik boşluklardan faydalanarak normal omurga yapısına kalıcı bir hasar vermeden hastalanan bölgeye girmemize imkân sağlıyor. 2-3 saat sonra biz hastayı güvenle ayağa kaldırıp yürütebiliyoruz. 10-15 gün içinde de iş hayatına geri dönebiliyorlar” dedi.</p>
<p>Liv Hospital Ankara Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Timur Yıldırım, endoskopik bel fıtığı ameliyatı hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Yıldırım, öncelikle bel fıtığı rahatsızlığı ile ilgili, “Bel fıtığı belimizdeki omurların arasında yer alan kıkırdak yapının zamanla birtakım faktörlere bağlı olarak yıpranmasıyla ortaya çıkan, aslında hemen hemen hepimizde ufak da olsa bulunan bir rahatsızlıktır. Bu fıtıklaşma yani kıkırdaktaki o zedelenme zamanla artış gösterdiğinde, omurilik kanalının içine ya da bacağımıza omurilikten çıkan sinirlerin bulunduğu yuvalara baskı yaptığında ciddi bel ağrıları, bacak ağrıları bacaklarda uyuşma, karıncalanma, kuvvet kayıplarıyla sonuçlanabilecek hatta daha da ilerlediğinde idrar kaçırmaları, idrar yapamamalar, büyük abdest kaçırmalar gibi çok daha ciddi sorunlara sebep olabilecek bir hastalıktır. Bel fıtığını bel ağrısından ayırmamız gerekiyor. Yani her bel ağrısı bel fıtığı mıdır dediğimizde tabii ki değil. Bel ağrılarının yüzde 80’i mekanik bel ağrıları oluyor. Bu bel ağrıları daha uzun süreye yayılıp özellikle kalçalarda bacağa doğru yayılan ciddi ağrılar ortaya çıkartıyorsa, mutlaka bir sağlık merkezine başvurup bununla ilgili muayeneyi ve görüntüleme tetkiklerini yapmak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>‘TERCİH EDİLEBİLİR YÖNTEMLERİN BAŞINDA GELİYOR’</p>
<p>Bel fıtığının cerrahi olmadan da tedavisinin gerçekleştirilebildiğini ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, “Bel fıtıklarının yaklaşık yüzde 3 ile 5’i aslında gerçekten cerrahi müdahale gerektiren bel fıtıkları oluyor. Birçoğu fizik tedavi yöntemleriyle, ağrı kesicilerle, ilaçlarla, birtakım daha pratik yöntemlerle çözülebiliyor. Ama şiddetli ağrılar, ağrıların çok yüksek olması, bacaklarda kuvvet kayıplarının olması, idrar yapamama, büyük abdest kaçırma gibi ciddi omurilikle ilgili bulgular ortaya çıktığında, kaçınılmaz olarak cerrahi müdahaleler devreye giriyor. Bu anlamda da cerrahi müdahale mikrodistektomi, en çok kullanılan günümüzdeki tekniklerden biri. Ama ileri seviye teknik olarak, yeni gelişen bir teknik olarak da endoskopik yöntemlerden faydalanmaktayız. Günümüzde sıkça bu yöntemi kullanıyoruz” dedi.</p>
<p>Endoskopik diskektomide, normal klasik uyguladıkları mikrodiskektomi yönteminden farklı olarak ameliyatı uygulayacakları giriş yerinin yine aynı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yıldırım, “Ancak çok daha küçük bir kesi kullanıyoruz. Yaklaşık 7 milimetrelik bir kesiden faydalanıyoruz ve bu 1 santimetrenin de altında olan bir yara oluyor. Doğal boşluklardan faydalanarak 4 milimetrelik bir açıklıktan omurganın içine girerek, kapalı bir şekilde çok daha az kan kaybına sebep olarak, çevre dokulara çok daha az zarar vererek bu ameliyatı gerçekleştirebiliyoruz. Bu anlamda çok daha faydalı ve hastanın özellikle ameliyat sonrası süreçte ameliyata bağlı ağrılarının çok daha az olduğunu görüyoruz. Teknik altyapının uygun olduğu merkezlerde endoskopik diskektomi yöntemi, mikrodiskektomi yöntemiyle beraber uygun vakalarda güvenle rahatlıkla uygulanabilecek bir cerrahi yöntemdir. Endoskopik diskektomi özellikle çok daha yakın bir görüntü sağlaması, kan kaybına daha az sebep olması nedeniyle hem cerrah açısından hem hasta ve cerrahinin güvenliği açısından çok daha tercih edilebilir yöntemlerin başında geliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘HER BEL FITIĞI HASTASINA UYGULANABİLİR’</p>
<p>Doç. Dr. Yıldırım, her bel fıtığı hastasında endoskopik diskektomi yönteminin kullanılabileceğini belirterek, “Tabii endoskopik yöntemin yeni oluşu ve öğrenmeyle ilgili süreçlerin biraz daha uzun olmasından dolayı çok daha büyük cerrahi gerektirecek vakalardan ziyade, bel fıtığı hastalarında güvenle uygulayabiliyoruz. Her hastaya uygulanabilir. Özellikle obezitesi olan, yüksek kilolu hastalarda diğer normal cerrahi yöntemlerimiz, en sık kullandığımız mikrodiskek yöntemi bile çok kilolu hastalarda ciddi sıkıntılar oluşturabiliyor. Daha büyük yaraya sebep olabiliyor. Endoskopiyi burada güvenle tercih edebiliyoruz. Çünkü endoskop çok daha kilodan bağımsız olarak doğal boşlukları, çevre dokuya zarar vermeden ameliyatı kolaylıkla sağlıyor. Ayrıca, çevre dokulara daha az zarar verdiğimiz için ameliyat sonrası süreçte ameliyattan hemen sonraki saatlerde çok konforlu oluyor. Özellikle 2-3 saat sonra biz hastayı güvenle ayağa kaldırıp yürütebiliyoruz. Tabi genel anesteziyi de çoğu zaman yaptığımız için bu ameliyatları biz bir gece kadar hastaya yatırıyoruz ve ertesi gün rahatlıkla taburcu edebiliyoruz. Çok daha kısa sürede 10-15 gün içinde de iş hayatına geri dönebiliyorlar. Günlük sosyal yaşantılarına geri dönebiliyorlar. Bu anlamda ciddi faydaları var” diye konuştu. (DHA)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Rinoplastinin tek sebebi estetik kaygılar değil’</title>
<link>https://masterhaber.com/rinoplastinin-tek-sebebi-estetik-kaygilar-degil</link>
<guid>https://masterhaber.com/rinoplastinin-tek-sebebi-estetik-kaygilar-degil</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde binlerce kişi estetik arzularına kavuşmak için ameliyat masasına yatarken, rinoplasti için tek sebebin güzellik kaygısı olmadığını, nefes sorunlarının da bu operasyon esnasında düzeltilebileceğini belirten ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi Kurucu Ortağı Op. Dr. Denizhan Özkaya, “Burun şeklinden memnun olmayan kişiler, daha dengeli ve estetik bir görünüme kavuşmak için rinoplastiye başvuruyor. Bu gibi estetik kaygılar, rinoplastinin asıl nedenleri arasında yer alsa da burun ameliyatlarının başka itici güçleri de bulunuyor. Rinoplastinin tek sebebi estetik kaygılar değil” dedi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_670901bdbfbd9.jpg" length="45103" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 13:10:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>‘Rinoplastinin, tek, sebebi, estetik, kaygılar, değil’</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Estetik/Kozmetik Prosedürler Küresel Araştırması’ndan edinilen bilgilere göre, 2023’te plastik cerrahlar tarafından gerçekleştirilen 15,8 milyondan fazla uygulamanın yüzde 15,8’ini oluşturan rinoplastiye talep giderek artıyor. Bunun perde arkasında yalnızca güzellik kaygısının bulunmadığını, nefes alma sorunlarının da burun ameliyatları için geçerli bir sebep olduğunu belirten ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi Kurucu Ortağı Op. Dr. Denizhan Özkaya, rinoplastiye dair detayları açıkladı.</p>
<p><strong>‘BURUN, YÜZÜN MERKEZİNDE YER ALDIĞI İÇİN GENEL GÖRÜNÜMÜ BÜYÜK ÖLÇÜDE ETKİLİYOR’</strong></p>
<p>Op. Dr. Denizhan Özkaya, “Toplumsal güzellik algılarının değişmesiyle birlikte, insanlar fiziksel görünümlerine daha fazla önem vermeye başladı. Burun, yüzün merkezinde yer aldığı için genel görünümü büyük ölçüde etkiliyor. Burun şeklinden memnun olmayan kişiler, daha dengeli ve estetik bir görünüme kavuşmak için rinoplastiye başvuruyor. Bu gibi estetik kaygılar, rinoplastinin asıl nedenleri arasında yer alsa da burun ameliyatlarının başka itici güçleri de bulunuyor. Örneğin, nefes alma zorluklarını gidermek isteyenler de rinoplasti yaptırabiliyor. Bazı hastalar, estetik arzularını bu kapsama dahil ederek iki işlemi birlikte gerçekleştirebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>‘ŞU ANA KADAR 5 BİN BURUN ESTETİĞİ OPERASYONU GERÇEKLEŞTİRDİM’</strong></p>
<p>Özkaya, “Nefes alma zorluğu çeken ve aynı zamanda burun şeklinden memnun olmayan kişiler için, tek bir operasyonla hem estetik kaygılarını gidermek hem de sağlık sorunlarını çözmek büyük bir avantaj sağlıyor. Bu sayede hem daha güzel bir görünüme kavuşulabiliyor hem de nefes almada yaşanan zorluklar ortadan kaldırılarak yaşam kalitesi yükseltilebiliyor. Ben de 30 yıllık tecrübemden hareketle, kurucularından olduğum tıp merkezinde bana başvuran hastalarım için son teknoloji ekipmanlarımla her iki işlemi de bir arada sunuyorum” diye konuştu.</p>
<p>“Yurt içi ve yurt dışından bana başvuran yüzlerce hastama estetik ve fonksiyonel burun cerrahisini bir arada sunarak, hastaların hem görsel hem de sağlık açısından tam memnuniyet elde etmesini sağlıyorum” diyen Özkaya sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, üst göz kapağı estetiği, kepçe kulak ameliyatı gibi yüz estetiği operasyonları da gerçekleştiriyorum. Şu ana kadar 5 binin üzerinde burun estetiği, bin 500’ü aşkın da diğer estetik alanlarında başarılı operasyonlara imza attım. Hastalarımın yüzde 99’undan aldığım olumlu geribildirimlerle alarak onların beklentilerini kusursuz bir şekilde karşıladığımı görmekten mutluluk duyuyorum.”</p>
<p><strong>‘HER BİREYİN ANATOMİSİ VE BEKLENTİLERİ FARKLI PLANLAMA GEREKTİRİYOR’</strong></p>
<p>Estetik tedavilerin baştan sona titizlikle ilerletilmesi gereken bir süreç olduğunun altını çizen Özkaya, sözlerini şöyle sonlandırdı:</p>
<p>“Bu süreçte, sadece fiziksel görünüm değil, aynı zamanda psikolojik sağlık da etkileniyor. Dolayısıyla, doktor ile yakın iletişim kurabilmek oldukça önemli. Bu farkındalıkla birlikte operasyon öncesi ve sonrasında, hastalarım tüm sorularını ayrıntılı bir şekilde cevaplıyor, tüm süreci şeffafllık ve güven odağında yürütüyorum. Her bireyin anatomisi ve beklentileri farklı olduğundan, tedavi planlarını da kişiye özel olarak oluşturuyorum. Bu sayede, hastalarımın hayal ettikleri görünüme kavuşmalarını sağlarken merkezimizden mutlu bir şekilde ayrılmalarını mümkün kılıyorum.”</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alzheimer tedavisinde yeni etken madde keşfi</title>
<link>https://masterhaber.com/alzheimer-tedavisinde-yeni-etken-madde-kesfi</link>
<guid>https://masterhaber.com/alzheimer-tedavisinde-yeni-etken-madde-kesfi</guid>
<description><![CDATA[ Rize&#039;de Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) ile Kırıkkale Üniversitesi&#039;nden bir grup bilim insanı, 7 yıl laboratuvar ortamında süren çalışmalar sonunda Alzheimer tedavisinde kullanılan ilaçların etken maddelerinden daha etkin ve az yan etkiye sahip yeni bir etken maddesi keşfetti. Türk Patent Enstitüsü tarafından tescillenen etken maddenin, hastalığın ilaçlı tedavisine yardımcı olması hedefleniyor. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_670645bde9952.jpg" length="83062" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Oct 2024 11:18:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>Alzheimer, tedavisinde, yeni, etken, madde, keşfi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ile Kırıkkale Üniversitesi'nden bir grup bilim insanı, 2017 yılından başladıkları madde sentezlemeleri sonucunda yeni bir etken madde keşfetti. RTEÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Cihan Kantar, Prof. Dr. Nimet Baltaş, Prof. Dr. Selami Şaşmaz ve Dr. Öğretim Üyesi Günay Kaya Kantar ile Kırıkkale Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Türk tarafından yürütülen çalışmada, yeni keşfedilen maddenin, piyasada satılan ve Alzheimer tedavisinde kullanılan ilaçların etken madde özelliklerine sahip olduğu belirlendi. Mevcut ilaçlardan daha etkili olan ve daha az yan etkiye sahip olduğu keşfedilen madde ile ilgili bilim insanları, gerekli inceleme ve raporlamalar sonrası patent başvurusunda bulundu. Türk Patent Enstitüsü tarafından 2020 yılında 'Alzheimer tedavisi için asetilkolinesteraz inhibitörleri' olarak tescillenen etken maddenin, hastalığın ilaçlı tedavisine yardımcı olması hedefleniyor.</p>
<p><strong>'İLAÇ ÜRETMEYE ÇALIŞIYORUZ'</strong></p>
<p>Yeni etken maddenin daha etkili olduğunu söyleyen RTEÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cihan Kantar, "Bu çalışma, 2017 yılında başladı. Bu maddeleri 2017 yılında sentezledik ve Türk Patent Enstitüsü'ne gönderip, patent belgesini aldık. Üniversitemizin kimya bölümü, organik kimya, anorganik kimya, biyokimya ana bilim dallarındaki hocalarımızla bir de Kırıkkale Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü'ndeki Sayın Mustafa Türk hocamla birlikte bu çalışmayı tamamladık. Çalışma kapsamında 2017 yılında bu sentezleyip, karakterize ettik. Alzheimer hastalığı tedavisinde şu anki kullanılan ilaçlardaki etken maddeden daha etkili ve az yan etkiye sahip yeni maddeyi keşfettik. 2017 yılında başladığımız çalışmalarımızda 8 madde sentezledik. Günümüzde Alzheimer tedavisinde kullanılan ilaçların maddelerinden çok daha etkili inhibitör özelliğe sahip ve minimum yan etkili madde olduğunu patentledik. Özellikle günümüzdeki kullanılan ilaçların yan etkileri ve ithal olmaları dolayısıyla büyük bir maliyet getirmekte. Burada yerli bir ilaç ve Türkiye'den çıkmış yerli bir elde etmeye çalışıyoruz. Ve patenti bize ait olan bir ilaç üretmeye çalışıyoruz. Çalışmalarımızın devamı gelecek" dedi.</p>
<p><strong>'SEMPTOMLARI GECİKTİRİCİ ÖZELLİĞE SAHİP'</strong></p>
<p>RTEÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Doktor Nimet Balta da "Piyasada var olan ilaçlar da bu hastalığın tedavisini ya da ilerlemesini geciktirmede rol almaktadır. Alzheimer hastalığında etkin olan enzimlerin ölçümünü yaptık. Bununla birlikte çalışmamız devam etmekte. Piyasada Alzheimer tedavi sürecinde en çok kullanılan ve hastalığın ilerlemesini ve semptomlarını geciktirici özelliğe sahip. Bu etken maddelere nazaran, bizim ekibimizin sentez maddesi daha çok inkübasyon özelliği göstermekte ve sağlıklı hücreler üzerinde de daha az toksik özellik göstermektedir" diye konuştu. (DHA)</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>7 yaşındaki Aye, babasının böbreği ile hayata tutundu; donörün böbreği sırtından alındı</title>
<link>https://masterhaber.com/7-yasindaki-aye-babasinin-boebregi-ile-hayata-tutundu-donoerun-boebregi-sirtindan-alindi</link>
<guid>https://masterhaber.com/7-yasindaki-aye-babasinin-boebregi-ile-hayata-tutundu-donoerun-boebregi-sirtindan-alindi</guid>
<description><![CDATA[ Bursa&#039;da diyaliz hastası Suriye uyruklu Aye Ahmet (7), babası Behruz Ahmet&#039;in (34) böbreği ile hayata tutundu. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#039;nde ilk kez uygulanan ve kapalı olarak sırttan gerçekleştirilen operasyonla babadan alınan böbrek, kızına nakledildi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_6703a9007f3d5.jpg" length="71350" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Oct 2024 11:31:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>yaşındaki, Aye, babasının, böbreği, ile, hayata, tutundu, donörün, böbreği, sırtından, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Doğuştan böbrek rahatsızlığı bulunan ve 2 yıldır diyaliz ile yaşama tutunan Aye Ahmet'e, babası Behruz Ahmet böbreğini vermeye karar verdi. Behruz Ahmet, böbreğini bağışlamak için Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdu. Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş başkanlığındaki ekip tarafından yapılan tetkikler olumlu sonuç verince nakil kararı alındı. 23 Eylül'de gerçekleştirilen operasyonla, babadan alınan böbrek, kızına nakledildi. Başarılı geçen operasyonun ardından hastane odasında boyama yapan ve hemşirelerle vakit geçiren Aye, hayvanat bahçesine gidip, arkadaşlarıyla sokakta oyun oynayacağını söyledi. Aye Ahmet, "Artık okula da gideceğim" dedi.</p>
<p><strong>HASTANE BÜNYESİNDE İLK KEZ YAPILDI</strong></p>
<p>Aye Ahmet 4 Ekim'de taburcu edilirken, naklin hastane bünyesinde ilk kez uygulanan retroperitonoskopik yöntemle yapıldığını ve Aye Ahmet'e nakledilecek böbreğin babasının sırtından kapalı yöntemle alındığını söyleyen Prof. Dr. Murat Demirbaş, "Aye, 7,5 yaşında. Doğuştan böbrek hastası. Son 2 yıldır diyalize giriyor. Gerçekten sıkıntılı bir hayat yaşadı. Şu kadarcık hayatının içine, bu kadar hastalıkları sığdırdı. Sonunda bize başvurdu. Geçen hafta babasından aldığımız böbrekle, hayata tekrar tutundu. Şu anda kana kana su içebiliyor. Babasından aldığımız böbreği de ilk defa retroperitonoskopik dediğimiz, sırttan çıkartarak kapalı yöntemle yaptık. O açıdan özellikli bir ameliyattı" diye konuştu.</p>
<p><strong>'İYİLEŞME SÜRESİ ÇOK DAHA KISA'</strong></p>
<p>Retroperitonoskopik yöntem hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Demirbaş, "Retroperitonoskopik yöntem, hastanın sırtından kapalı olarak gerilerek böbreği çıkartılmasıdır. Laparoskopi, karın içinden yaptığımız yöntem. Retroperitonoskopi işlemi, laparoskopiye göre daha üstün. Hastanın iyileşme süresi, çok daha kısa ve hasta genelde çok kısa sürede taburcu olabiliyor" dedi. (DHA)</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Uykusuzluğu önlemek için kafein tüketimi yatmadan saatler önce sonlandırılmalı”</title>
<link>https://masterhaber.com/uykusuzlugu-oenlemek-icin-kafein-tuketimi-yatmadan-saatler-oence-sonlandirilmali</link>
<guid>https://masterhaber.com/uykusuzlugu-oenlemek-icin-kafein-tuketimi-yatmadan-saatler-oence-sonlandirilmali</guid>
<description><![CDATA[ Uykusuzluk probleminin sık yaşanan bir durum olduğunun altını çizen Nöroloji Uzmanı Dr. Leyla Polat, “Uyku kalitesini artırmak için haftanın her günü, aynı saatlerde uyumaya çalışılmalıdır. Bunun yanında, kişiyi sakinleştirecek aktiviteler ve meditasyon da uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Uyumadan önce besin alımını durdurmak, kafein alımına saatler önce son vermek de uykusuzluğun önüne geçmeyi sağlayabilir. Aynı zamanda gün içerisinde egzersiz yapmak, elektronik eşyaları yatak odasında kullanmamak da önemli tedbirlerdir” dedi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_66ff964bd18e1.jpg" length="41803" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Oct 2024 09:56:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>“Uykusuzluğu, önlemek, için, kafein, tüketimi, yatmadan, saatler, önce, sonlandırılmalı”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Uykusuzluk probleminin sık yaşanan bir durum olduğunun altını çizen Nöroloji Uzmanı Dr. Leyla Polat, “Uyku kalitesini artırmak için haftanın her günü, aynı saatlerde uyumaya çalışılmalıdır. Bunun yanında, kişiyi sakinleştirecek aktiviteler ve meditasyon da uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Uyumadan önce besin alımını durdurmak, kafein alımına saatler önce son vermek de uykusuzluğun önüne geçmeyi sağlayabilir. Aynı zamanda gün içerisinde egzersiz yapmak, elektronik eşyaları yatak odasında kullanmamak da önemli tedbirlerdir” dedi.</p>
<p>Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Leyla Polat, insanların günlük yaşamını olumsuz etkileyen uykusuzluk sorunu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>‘GÜNLÜK AKTİVİTELERİ GERÇEKLEŞTİRMEYİ ZORLAŞTIRIR’</strong></p>
<p>Uykusuzluğun kısaca tanımını yapan Uzm. Dr. Polat, 'Uykusuzluk, kişinin uykuya dalmasında, uykuyu sürdürmesinde veya kaliteli uyku alabilmesinde sorun yaşamasıdır. Bu durum, kişinin uyumak için yeterli zamanı ve uygun ortamı olsa bile ortaya çıkabilir. Uykusuzluk, kişinin gün içinde günlük aktivitelerini gerçekleştirmesini zorlaştırabilir ve kendisini uykulu hissetmesine neden olabilir. Kısa süreli uykusuzluk, kişinin stresine veya programındaki değişikliklere bağlı olarak gelişebilir. Ciddi şekilde devam eden uykusuzluk, insomnia olarak adlandırılır Üç aydan uzun süren uykusuzluk ise kronik uykusuzluk olarak adlandırılır” diye konuştu.</p>
<p><strong>HANGİ YAŞTA İDEAL UYKU SÜRESİ NE KADAR?</strong></p>
<p>İdeal uyku süresinden bahseden Uzm. Dr. Leyla Polat, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Bir bebeğin her gün 17 saate kadar uykuya ihtiyacı olabilirken, daha yaşlı bir yetişkin bir gecede sadece 7 saat uyuyabilir. Fakat genel olarak ideal kabul edilen uyku süreleri şunlardır: 0-3 ay: 14-17 saat, 4-11 ay: 12-16 saat, 1-2 yaş: 11-14 saat, 3-5 yaş: 10-13 saat, 6-12 yaş: 9-12 saat, 13-18 yaş: 8-10 saat, 18-64 yaş: 7-9 saat, 65 yaş ve üstü: 7-8 saat.”</p>
<p><strong>‘STRES, UYKUSUZLUĞA YOL AÇABİLİR’</strong></p>
<p>Uykusuzluğun sebeplerine değinen Uzm. Dr. Leyla Polat, “Stres, vücutta kaliteli uykuya engel olan bir reaksiyona neden olabilir. Vücudun strese verdiği fiziksel ve zihinsel tepki, aşırı uyarılmaya katkıda bulunur ve uykusuzluğu getirebilir. Vücudun sirkadiyen ritmi olarak bilinen iç saati, gece ve gündüzün günlük düzenini ifade eder. Bu ritim bozulduğunda kişide uykusuzluk oluşabilir. Vardiyalı çalışma, bir kişinin gece boyunca çalışmasını ve gündüz uyumasını gerektirebilir ve uyku düzeninin bozulması problemleri yanında getirir. Anksiyete, depresyon ve bipolar bozukluk gibi ruh sağlığı problemleri sıklıkla ciddi uyku sorunlarına yol açar. Fakat aynı zamanda uykusuzluğun ruh hali ve kaygı bozukluklarını şiddetlendirebileceği de göz ardı edilemez” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>‘UYKUSUZLUK BİRÇOK İLAÇ TÜRÜNÜN YAN ETKİSİ OLABİLİR’</strong></p>
<p>Uykusuzluğun diğer etkenlerinden bahseden Uzm. Dr. Polat, “Uykusuzlukta birçok ilaç türünün yan etkisi olabilir. Özellikle tansiyon ilaçları, anti-astım ilaçları ve antidepresanlar buna neden olabilen ilaçlardandır. İlerleyen yaşla birlikte demansa bağlı davranışsal bozukluklarla birlikte çoklu ilaç kullanımı da uykusuzluğa neden olabilir. Mevcut tiroit, paratiroid rahatsızlıkları, kronik ağrı, kanser, diyabet, kalp hastalığı, astım, gastroözofageal reflü hastalığı (GERD), Parkinson hastalığı ve Alzheimer hastalığı da uykusuzluk yapabilirler. Fazla miktarda alkol, sigara ve kafein tüketimi de uykusuzluğa neden olabilir” dedi.</p>
<p><strong>‘YORGUNLUK VE CİDDİ SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇABİLİR’</strong></p>
<p>Uykusuzluğun olumsuz etkilerinden bahseden Uzm. Dr. Polat, “Uykusuzlukla ilgili en yaygın sorun sürekli bir yorgunluk hissidir. Bu durum günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkileyecek kadar dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğuna neden olacaktır. Bu yaygın görülen durumun yanı sıra, inme, astım, bağışıklık zayıflaması, obezite, diyabet, tansiyon yükselmesi, depresyon, duygudurum bozuklukları da oluşabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘TEDAVİ İÇİN YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ UYGULANMALI’</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Polat, uykusuzluğun nasıl giderileceği sorusuna ise şu yanıtı verdi:</p>
<p>“Uykusuzluğu gidermek için öncelikle kişinin teşhis alması ve doktor tarafından buna uygun bir tedavi planı çizilmesi gerekir. Bu tedavi planında kişi için yaşam tarzı değişiklikleri de bulunur. Bunun yanında, uyku zamanlamaları ve alışkanlıklarla ilgili de düzenlemeler gerekebilir.”</p>
<p><strong>‘UYKUSUZLUĞA KARŞI DÜZENLİ VE DOĞRU ALIŞKANLIKLAR ÖNEMLİ’</strong></p>
<p>Uykusuzluk probleminin pek çok kişi tarafından yaşanabildiği dile getiren Uzm. Dr. Polat, “Uyku kalitesini artırmak uyku öncesi ve sonrası yapılan aktiviteler ile yakından ilişkilidir. Özellikle haftanın her günü mümkün olduğunca aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya çalışmak bir düzen oluşturmaya yardımcı olur. Bunun yanında, kişiyi sakinleştirecek aktiviteler ve meditasyon yapması da uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Uyumadan önce besin alımını durdurmak, kafein ve alkol alımına saatler önce son vermek de uykusuzluğun önüne geçmeye yardımcı olabilir. Aynı zamanda gün içerisinde egzersiz yapmak, elektronik eşyaları yatak odasında kullanmamak da öneriler arasındadır” diyerek sözlerini noktaladı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Solaryum, deri kanseri riskini artırıyor’</title>
<link>https://masterhaber.com/solaryum-deri-kanseri-riskini-artiriyor</link>
<guid>https://masterhaber.com/solaryum-deri-kanseri-riskini-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Deri kanserinin hem kadınlarda hem de erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri haline geldiğini belirten Dermatolog Dr. Handan Erol Mart, özellikle gençler arasında yaygınlaşan solaryum kullanımına ilişkin uyarılarda bulundu. Dr. Mart, “Solaryum, deri kanseri açısından ciddi risk taşır ve dermatologlar olarak kesinlikle solaryuma girilmesini önermiyoruz. Hatta bazı ülkelerde solaryum cihazlarının kullanımı tamamen yasaklanmıştır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202410/image_870x580_66ff93c02374e.jpg" length="48111" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Oct 2024 09:56:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>‘Solaryum, deri, kanseri, riskini, artırıyor’</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Deri kanserinin hem kadınlarda hem de erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri haline geldiğini belirten Dermatolog Dr. Handan Erol Mart, özellikle gençler arasında yaygınlaşan solaryum kullanımına ilişkin uyarılarda bulundu. Dr. Mart, “Solaryum, deri kanseri açısından ciddi risk taşır ve dermatologlar olarak kesinlikle solaryuma girilmesini önermiyoruz. Hatta bazı ülkelerde solaryum cihazlarının kullanımı tamamen yasaklanmıştır” dedi.</p>
<p>Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Handan Erol Mart, deri kanserinin son yıllarda artış gösterdiğine dikkat çekerek, erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirtti. Deri kanserinin hem kadınlarda hem de erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğunu kaydeden Dr. Mart, “Özellikle yüz, boyun ve eller gibi ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalan bölgelerde sık görülmekle birlikte, vücudun hiç güneş almayan bölgelerinde bile ortaya çıkabilir. Deri kanserinin en yaygın türleri bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom ve melanomdur. Melanom, diğer iki türe kıyasla daha nadir görülse de erken teşhis edilmezse vücuda yayılabilir ve ölümcül olabilir. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşır" diye konuştu.</p>
<p><strong>AÇIK TENLİLER VE SARI SAÇLILAR DİKKAT</strong></p>
<p>Risk gruplarına özel uyarılarda da bulunan Dr. Mart, “Özellikle açık tenli, sarı saçlı, yeşil veya mavi gözlü, çillenmeye yatkın kişiler, çocukluk döneminde su toplayacak şekilde güneş yanığı geçirenler ve ailede deri kanseri öyküsü olan kişiler, risk grubunda yer almaktadır. Riskli grupta yer alan kişilerin yılda en az bir kez bilgisayarlı dermatoskopi ile tarama yaptırmaları önem taşıyor. Ayrıca, 50'nin üzerinde 'beni' olanlar veya kollarında 20'nin üzerinde 'ben' bulunanlar da melanom açısından risk taşıyor. Solaryum, deri kanseri açısından ciddi risk taşır ve dermatologlar olarak kesinlikle solaryuma girilmesini önermiyoruz. Hatta bazı ülkelerde solaryum cihazlarının kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Güneşin yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca güneşe çıkılmamalı. Eğer bu saatlerde deniz veya havuz gibi açık alanlara girilecekse, mutlaka güçlü koruma önlemleri alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>‘KOYU RENKLİ KIYAFETLERİ TERCİH EDİN’</strong></p>
<p>Güneş koruyucu kremlerin hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlaması gerektiğini kaydeden Dr. Mart, şunları söyledi:</p>
<p>“Kremler dışarı çıkmadan 20-25 dakika önce kalın bir tabaka halinde sürülmeli ve etkinliği kaybetmemesi için gün içinde tekrar uygulanmalıdır. Ayrıca geniş şapka ve koyu renkli kıyafetler tercih edilmeli, özellikle risk grubundaki hastalarda UV korumalı kıyafetler kullanılmalıdır. Melanomun erken teşhisi hayat kurtarıcıdır. Renk ve şekil asimetrisi gösteren, düzensiz sınırlı, renk değişimi sergileyen, 5 mm’den büyük çaplı, hızlı büyüyen veya kabarıklaşan lezyonlar melanom için şüphe uyandırır. Kendi kendinizi düzenli olarak muayene etmek ve şüpheli oluşumları fark ettiğinizde zaman kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurmak çok önemli.” (DHA)</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul&amp;apos;a peş peşe uyarılar!</title>
<link>https://masterhaber.com/istanbula-pes-pese-uyarilar</link>
<guid>https://masterhaber.com/istanbula-pes-pese-uyarilar</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul&#039;a sağanak yağış uyarısı!Meteoroloji, İstanbul dahil 7 ilde şiddetli yağış beklendiğini açıkladı. Valilik ve AKOM, olası sel ve su baskınlarına karşı vatandaşları dikkatli olmaya çağırdı. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202409/image_870x580_66ee9f931ebee.jpg" length="151671" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Sep 2024 13:27:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>İstanbula, peş, peşe, uyarılar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://www.masterhaber.com/d/news/46223.jpg" alt="İstanbul'a peş peşe uyarılar!"> İstanbul'a sağanak yağış uyarısı!Meteoroloji, İstanbul dahil 7 ilde şiddetli yağış beklendiğini açıkladı. Valilik ve AKOM, olası sel ve su baskınlarına karşı vatandaşları dikkatli olmaya çağırdı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yusuf Tekin: &amp;quot;30 bin temizlik personeli alınacak&amp;quot;</title>
<link>https://masterhaber.com/yusuf-tekin-30-bin-temizlik-personeli-alinacak</link>
<guid>https://masterhaber.com/yusuf-tekin-30-bin-temizlik-personeli-alinacak</guid>
<description><![CDATA[ Yeni eğitim öğretim yılına girilirken, MEB Temizlik Elemanları ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. 30 bin yeni temizlik personelinin alımının müjdesini veren Yusuf Tekin, mevcut sorunların çözüleceğini belirtti. Okul güvenliği ve deprem dayanıklılığı konularında yapılan çalışmalar da vurgulandı. ]]></description>
<enclosure url="https://masterhaber.com/uploads/images/202409/image_870x580_66ee9f88bc51d.jpg" length="80210" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Sep 2024 13:27:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Master Haber</dc:creator>
<media:keywords>Yusuf, Tekin:, 30, bin, temizlik, personeli, alınacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://www.masterhaber.com/d/news/46242.jpg" alt="Yusuf Tekin: &quot;30 bin temizlik personeli alınacak&quot;"> Yeni eğitim öğretim yılına girilirken, MEB Temizlik Elemanları ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. 30 bin yeni temizlik personelinin alımının müjdesini veren Yusuf Tekin, mevcut sorunların çözüleceğini belirtti. Okul güvenliği ve deprem dayanıklılığı konularında yapılan çalışmalar da vurgulandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>